|
Vonoz Sarayı
09.12.2006 22:00:24 |
Adını çile koymuştu kayığının. Kalafatlanıp beyaza boyanmış tahtaların üstüne Çile yazmıştı. Çilesi başlamıştı. İstanbul'dan ısmarladığı oltalar iyiydi iyi olmasına ama, birkaç kez kullanıldıktan sonra birbirine dolaştıkları anlaşılmıştı. Bu yüzden, kendine özgü oltalar kullanmaya karar verdi Gözleri iyi görseydi de en ince ayrıntısına kadar meşgul olabilseydi misinayla diye iç geçirdi. Talihsiz bir martıdan yolunan beyaz tüy kırmızı renkli ipek iplikle kancaya sarılıp, göreni şaşırtan çabukluk ve ustalıkla sıkı düğümler atıldı. Akşamüzeri olta takımları tekrar gözden geçirildi, yeni bağ...
|
|
|
| |
|
|
Poştof Yusuf
09.12.2006 22:04:35 |
"Kemençe çalma, babanun mezarda kemikleri oynar" Böyle diyordu Poştof Yusuf'un annesi, kapıda kemençe çalan oğluna. Yusuf, annesinin içten bir şekilde inandığı o dönemin yaygın görüşüne kulak asmadan büyük bir keyifle vuruyordu tellere. "Çalmayla bir şey olmaz, bırak da zevkimi edeyim" dese de annesinin içi rahat etmiyor, oğlunu iknaya çalışıyordu: "E uşağum çalma şunu da, rahmetli baban çalgılardan haz etmezdi." Yusuf'un babası çalgılardan haz etmezdi belki, ama görev icabı belinden hiç ayırmadığı "piştov"una âşıktı adeta. O kadar ki, adı bile "Poştof" olarak anılır oldu....
|
|
|
| |
|
|
Kara Tahta Ağladı Yalnızlığına
09.12.2006 22:07:52 |
Bu öykü yazılmaya adandığında, yağmurun en keskini iniyordu yollara. Başımı yaslıyorum yağmurlar yağarken terkedilmiş bir cümlenin yüreğine diye başlıyordu sözler, iz sürmeler. İçi yosun, içi kırık, içi taş oyuğu duvarlardan geçerken, cümleler bile nemleniyordu kimsesiz duvarlara değerken. Nedir ki kimsesizlik, su içindeyken beden? Hangi sulardan çekilmenin arta kalan ağrısıdır ya da sessizlik. Her dilde, her türde ifşa bulurken sevda, susmak mıdır cümle sözler boyunca. Yağmurun sesinin aslında dövdüğü kaldırımlardan geldiğini bilmeden, öykünmek midir ıslanıyorlar diye taşlara. Ve...
|
|
|
| |
|
|
Çamburnu'nda Bir Kayık Ustası
09.12.2006 22:12:04 |
“Çamburnu sahilinde nerde kumluk buldularsa orada gemilerini kurdular; büyük, 400-500 tonluk yük gemileri yaptılar. Ben o adamların hepsini tanıdım, ölene kadar gemi yaptılar. İmzalarını bile atamayan adamdılar, ama iyi ustaydılar.”
Sürmene ve Çamburnu’nun denizle iç içe geçmiş yaşam biçimi yüzlerce yıldır devam ediyor. Bu iki yöremizde yaşayan insanların bir kısmı geçimini balıkçılıktan sağlıyor. Hatta bir kısım aileler de dede, baba mesleği derken gelenek haline dönüşmüştür balıkçılık. Tabi balıkçılık yapabilmek için öncelikle, denizin üstünde hare...
|
|
|
| |
|
|
Düş Kovuğu
09.12.2006 22:16:24 |
Yazgıdan Düşünce Göz Yazma Gayrı Yeni Bir Söz
Uyandı uykusundan ve çukurlarında döndü durdu bilmem kaç vakit. Bir ip bulabildiği vakittir ancak; çelişkisinin ve kutupsal ikilemlerinin izlerini içinde kaybedişinin vakti… Diretiyor ve bakmıyordu saatine. Ezberindeydi acının iksiri. Zamanla sözler olabildiğine ağır geldi ona; sonra zamanla öğrendi: Kısa cümleler kurmanın zevkini. Bir yıkılışın, ayrılığın fotoğrafıydı elimde kalan. Kan Kırmızısı güller, yakıcı ve acıtıcı dikenler
|
|
|
| |
|
Her Sayfada5 Kayıttan 4 Sayfada Toplam17 Kayıt bulunmaktadır.
|
|